Hâtır Hutûr Havâtır

Katılım
20 Ağu 2020
Mesajlar
6,957
Tepkime puanı
3,043
Konum
İstanbul
Cinsiyet
vtEvVy
Medeni Hal
tPUZPz
Halvette kalbime hutûr eden, hâtırını saydığım, idrakimdeki fani iz; bir kaç satır, (kırk katırla çiğnenirken, ağzımda istiklal için geviş getirerek çiğnediğim; kırk satır) hâtır hutûr havâtır…

1625766333373.png

Atalar “Dervişin fikri neyse zikri de odur"demiş. Derviş farsça bir kelime manası; kapı önü, kapı önünde bekleyen dilenci. Denilirse "bu dervişler için geçerli bizim fikrimiz zikrimiz birbirine uymaz.” lafızın kendinden muhatap alınabilecek bir kişilikten bahs edemiyeceğimiz ortaya çıkıyor.

Dervişin özelliği herkezin haberdar olduğu, fikrini süreklilik halinde zikr eden ses sahibi kişi olması. Kişi bir ses sahibi olmasa da, zikr etmese de fikre (niyete) sahip olabilir. Belki ses çıkarmaya kendini yeterli görmüyor. Yahut niyeti netleşmemiş doğrulmamış; sesini bekliyor. Öyleyse deriz ki “Dervişin fikri neyse zikri de oysa, Kişinin de zikri neyse fikri de o.” Yani kişinin fikrini ifade etme yükümlülüğü yok. Zikrini duyana kadar bilinmeyen gizli bir kişilik. Zikr etmek için doğru kapının önüne gelmek için bekleyen kişi çoğu velev ki dervişten daha değerli. Elel acele bir kapı seçilip dervişliğe soyunulursa; Batıl bir kapıdan medet uman derviş, kişiliğini kafir zelil bir dilenci konumuna düşürür.

Neticede yalandan niyet(fikir), yalandan amel(zikir) olmaz. Fikir ve zikrin arasında uyum ve çelişmezlik şart; batıl da olsa, hak ta olsa zikrin zikir, fikrin de fikir olması için. Yani niyet(fikr); kendini zikir alanında amelle yalansız ortaya koymalı. Fikr edilebilen niyetler, zikr edilerek amale dökülebilir. Kalb de gizli olan kişinin kendisinin dahi bilmediği sadece Rab'ın bildikleri niyetler de var. Onlar bir amelle ve tefekkürle birleşmezler nufuz eden alanı şahsına sır olarak kalır. Meşhur hadise bu noktada dönmemiz gerekiyor.

Buhâri, Müslim ve Ebu Davud, Hz. Ömer’den naklediyor:
“Ameller ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resûlü için ise, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya veya nikahlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11)

Ashâb-ı kirâm Medine'ye hicret ederken sahabîlerden biri, ummü Kays adlı bir hanımla evlenmek ister. fakat o günlerde ümmü Kays medine'ye hicret etmeyi düşünmektedir. kendisiyle evlenmek isteyen sahabîye, niyeti ciddi ise Medine'ye hicret etmeyi ve orada evlenmeyi teklif eder. Mekke'deki kurulu düzenini terketmeyi henüz düşünmeyen o sahabî ümmü Kays'la evlenmek arzusuyla Medine'ye hicret etmek zorunda kalır. Bu durumu bilen sahabîler, ümmü Kays'ın muhaciri anlamında “muhaciri ümmü Kays” diye takıldıkları o zatın, hicret sevabı kazanıp kazanmadığını tartışmaya başlarlar. işte o zaman peygamber efendimiz, bu hadis-i şerifle meseleye açıklık getirerek herkesin niyetine göre sevap kazanacağını belirtir.

Demek ki taraflar niyetlerini zikr etmişler. Niyetler belli olduktan sonra ortaya koydukları ameller noktasında hadis onları aydınlatmış. Burada yalancılığa bir ruhsat yok. Kişi tarafından hanıma olan aşkından hicret ettiği zikr edilmiş. Ortada bir sahtekarlık yok. Zikr etmeyip niyetini gizleyen, ya da niyeti ortaya çıkmayıp riyakarlıkla aramıza sıvışıp geçinenlere ne demeli? Bizimle geçinebildiği ameline göre değil; niyetine göre karşılığın alınacağı yine hadisin kapsamı içinde. Zaten aramızda bir yalancı ve riyakar olarak yaşamanın, kişi olamamanın(fikriyle zikrinin bir olmamasının) vebali ve zelilliği ona yeter. Fikri ve zikri bir olmayanların ne niyetinden, ne amelinden bahsedilir. Ancak ahmaklığı(fikri) ve küfrü(zikri)‘nden bibirinden ayrı ve bağdaşmaz kişilik parçaları olarak söz edilebilir.

“Ameller niyetlere göredir.” Sonuçlara göre değil. Amel niyeti de bir nevi ortaya koyar, ona göredir. “Ameli” konuda, bir müminin yaptığı bir fiil eğer kötü bir sonuç ile bitiyorsa ; böyle durumda o failin bu olaydaki niyeti geçerlidir. Yani olay olumsuz da gözükse buradaki niyetinden dolayı selam var. Niyetiyle amelinin donanımı ve riyasızlığından sorumlu, sonucundan değil. O taşı atma ameliyle doğru taşı ve atılacak olanı vahyin ışığı altında seçip taşı atma amelini ortaya koyar. Atma eyleminin kapsadığı alan ve sonuçlar Allah'ın hükmü altında. Ben attım böyle oldu diyemez. Allah dilediği gibi hükmeder. Onun sorumluluğu amelinin niyetine, niyetinin de vahye göre olması. Onun yapacağı hesaplar; sonuçları takdir etmek için değil, varlığındaki vahy-niyet-amel uyumunu yakalamak için olmalı.​
 

Benzer konular

Üst Alt